SAİK, TSB’nin Düzenlediği Çalıştay’a Katılıyor.

TSB’nin düzenlediği Strateji Çalıştayı’ndan önce TOBB SAİK’in konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Yılmaz “SAİK olarak en temel hedefimiz, görev yapacağımız dört yıllık süreçte acentelerin olması gerektiği konuma ulaşmasının önündeki engelleri birer birer ortadan kaldırmaktır” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Avrupa Sigorta Birliği ve ilgili kurum ve şirket temsilcilerinin katılacağı Sigorta ve Emeklilik Sektörü Strateji Belirleme Çalıştayı’nda “Türk sigorta sektörü nereye gidiyor?”, “Dünyada sigorta sektörü nereye gidiyor?”, “Türk sigorta sektörünün dünyadaki yeri nedir?” gibi sorulara da yanıt aranacak. Ayrıca, sigortacılığı etkileyen teknolojik gelişmeler, dağıtım kanalları durum değerlendirmesi ile kuşak değişiminin iş modellerine etkileri ele alınacak. Bu çalıştay öncesi, TOBB SAİK’in görüşlerini öğrenmek üzere TOBB SAİK Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Yılmaz ile görüştük. Yılmaz’ın konuya ilişkin görüşleri şöyle:

“TSB önderliğinde düzenlenecek olan ve 5 yıllık stratejilerin belirleneceği Çalıştay’ı SAİK Yönetim Kurulu olarak önemsiyoruz. Hem sektörel paydaşların hem de sektöre yön veren mevzuatları belirleyen kamu yönetiminin katılımı ile gerçekleşecek bu toplantının sektörümüzün geleceğinin doğru kurgulanması adına başarılı ve verimli olmasını diliyorum.

Ülkemizde sigorta acentelerinin temsilinde en yetkili kurum olarak SAİK’in, Çalıştay beklentilerinden önce, kısaca sektörün değerlendirilmesini yapmam gerekiyor.

Türk sigorta sektörü küreselleşmeyle birlikte hızlı bir değişim geçirdi. Yabancı şirketlerin satın almaları ve birleşmeleri arttı. Dolayısıyla prim üretimini ağırlıklı olarak yabancı şirketler gerçekleştirmeye başladı. Ülkemizde sigorta pazarının çok büyük olması, uluslararası şirketlerin iştahlarının temel nedeniyken ekonomik gelir ve sigorta bilincinin gelişmiş ülkeler seviyesinde olmaması pazar payı ve prim üretiminin artmasının önündeki en büyük engel oldu. Bu bağlamda sektörün Pazara dair fırsatlarla birlikte Türkiye’deki risk ve engelleri de öngörmesi gerekiyor. Öte yandan sektörün içinde barındırdığı güçlü ve zayıf yanlarını belirlenmesi de oldukça önemli. Türk sigorta sektörünün sürdürülebilirliğini sağlayabilmesi için sigortanın ekonomideki yerinin belirlenmesi, sigorta potansiyelinin farkına varılması ve halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor. Zira sigortacılık gelişmediği zaman, girişimci ve yatırımcılar daha çok risk almak durumunda ve ticaret yapmadan önce temkinli davranmak zorunda kalıyor. Sonuçta ekonomik yavaşlama ortaya çıkıyor. Ekonomiyi büyütmenin yolu, güçlü bir sigorta sistemine sahip olmaktan geçiyor.

Bu tespitlerden sonra SAİK olarak, Çalıştay’da da sunacağımız beklenti, talep ve önerilerimizi kısa maddeler halinde anlatmak istiyorum.

● TSB, SAİK, kamu yönetimi ve tüm paydaşlarımızla beraber güçlü ve zayıf yanlarımızı tespit ederek doğru stratejileri belirlemeliyiz.

● Verdiği tüm hizmet ve güvencelere, hatta kimi yıllar aldığı primden çok daha fazla hasar ödemesine rağmen sigorta sektörümüzün gelişimi adına önündeki en büyük engellerden biri sigortacılara duyulan güvensizlik. Bu durumun değişmesi için tüm paydaşların ortak çalışması gerekiyor.

● Sigortanın ekonomi açısından öneminin kavranmamış olması da sektörün gelişiminin önünde önemli bir engel. Bu engelin kaldırılması için tüm taraflara önemli sorumluluklar düşüyor.

● Dağıtım kanallarının sağlıklı biçimde çalışması ile sigorta poliçeleri işlevini tam olarak yerine getirebiliyor. İşte bu sebeple; kurallara, mevzuta, sigortacılık prensiplerine uygun çalışan, iyi düzenlenmiş bir acentelik sistemi oluşturulmalı.

KARŞILIKLI GÜVEN VE SÖZLEŞMELER

● Sigortalıların sektöre duyduğu güvensizliğin bir benzeri de sigorta şirketleri ile temsil konusunda tam yetkili kıldıkları acenteleri arasında yaşanıyor. TSB ve şirketler nezdinde bu güven yeniden ve doğru şekilde oluşturulmalı. Bu manada yaşanan en temel sıkıntının ise, hemen hemen tüm şirketler ile acenteleri arasında imzalanan, ama birçok maddesi ile hukuki çelişkiler ve acente aleyhine olumsuzluklar içeren sözleşmeler olduğunu ortaya koymak gerekiyor. Bu sözleşmelerin hukuki mevzuatlara uygun hale getirilmesi için SAİK olarak gerekli desteğe hazırız.

● Acentelerin birçok şirketin temsilcisi olarak faaliyet göstermesi, şirket ile acente arasındaki bağı kopardı. Bu durum hem doğru iletişim hem de doğru temsil anlamında sıkıntılar doğurdu. Bunun sonucunda da başta şirket eğitimlerinin azaltılması veya kaldırılması gibi birçok olumsuz durum ortaya çıktı. Bu sorunun giderilmesine yönelik çalışma ve işbirlikleri artırılmalı.

● Sigorta sektöründe daha fazla kalifiye personel çalıştırılması için sigortacılık mezunu kişilerin istihdam edilmesi adına ortak çalışmalar sağlamalıyız. Ortak çalışmalar ile bu okullardan mezun kişilerin sektörde yer alan kurumlarda görev yapması sağlanmalı.

●          Gelişen teknoloji ve değişen nesiller ile birlikte dijital ortam ve kanallar aracılığıyla sigorta alımının artacağı öngörülüyor. Buradan yola çıkarak şirketler bazında bu satışların yine klasik ve doğru dağıtım kanalı olan acenteler üzerinden yapılması, doğru poliçe üretimi ve iyi hizmet adına daha faydalı olacak.

● Sigorta bilincinin beraberinde sigorta pazar payının artırılması işbirliği ile gerçekleşecek.

‘SİGORTA ACENTELİĞİ

KAMU GÖREVİ GİBİDİR’

SAİK olarak en temel hedefimiz, görev yapacağımız dört yıllık süreçte acentelerin ülkemizde hak ettiği konuma ulaşmasının önündeki engelleri birer birer ortadan kaldırmak; doğru adımları atmak, çalışma ve düzenlemeleri yapmaktır. Sektör toplam üretiminde acentelerin payı hâlâ yüksek görünmesine rağmen pazar paylarının düştüğünün farkındayız. Bu gerçekten yola çıkarak, bu payı acenteler lehine eski yıllardaki oranlarına çıkarmayı ve beş yıl sonra tek işi sigortacılık olan acenteleri prim üretiminde zirvede görmeyi hedefliyoruz.

Sigorta acenteliği bir anlamda kamu görevidir. Acenteler sadece üretim yapan, poliçe düzenleyen değil; finans yönetiminden halkla ilişkilere, risk yönetiminden tahsilat yönetimine, kriz yönetiminden temel hukuki danışmanlığına vakıf olan bilgili, kültürel anlamda donanımlı ve tecrübeli kişilerdir ve böyle olmalıdır. Komite olarak beş yıl sonra bu vasıflara sahip bir acente ağının gelişmiş ve büyümüş olduğunu görmek istiyoruz ve bunu sağlamak adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz…”